OĞLUMUN KALP ATIŞLARI

Bir babaya HAYATTA YAŞADIKLARINI, ACILARINI, KAYIPLARINI VE huzunlerini unutturacak bir şey yaşadım.

OĞLUMUN KALP ATIŞLARI


HAYATTA YAŞADIKLARIM, ACILARIM, KAYIPLARIM VE huzunlerimi unutturacak bir şey yaşadım.

Her turk babası gibi bende o gün yeni ve anlaşılması güç duygular yaşayacaktım . Aylardır o anı bekledim. Hatta yaş itibariyle yıllardır o anı bekledim desem yalan olmaz.
Haftalar kala derinlerden gelen sesi duymaya başladım. Hem yakındın hemde çok uzak. Heyecanlanmamak elde değildi. Hergun başımı dayar ve dinlerdim. Sorular sorular sorular.. Nasıl olacak, olacakmı? hata yaparmıyım? geleceğimiz nasıl şekıllenecek? offf heyecan basmıştı yine beni.

Günlerden 25.07.2001, sabah saat 4-5 'te Bir gün telefon geldi. Acile gidiyoruz çabuk gel denildi.Korktum. Acildi oranın ismi..Acile ancak yaralı veya hastalar giderdi. Son surat Hastaneye yetiştim.İzmir Çınarlı'da eski organize Şube'nin hemen yanı. Çınarlı hastanesi.

İçeri girdim ve doktoru aradım. Ameliyata girdi dediler. Durumu çözmeye çalıştım. Kimse bana bilgi vermedi. Korkuyorum. Hayatımda hiç bu kadar korkmadım. Malum yaşantımdan dolayı yıllarca korkusuz yaşamış, genetik yapısı itibariyle Karakeçili aşiretinden olmam sebebiylede hiç bir şey beni etkilememiş.

Ama oyle olmadı. Çocuk gibi korkmaya başladım.

Ve o an geldi. Hemşire koşar adımlarla ve heyecanla bana doğru koşmaya başladı. Dikildiğim yerden kımıldıyamadım. Dondum.. Elektrik çarpmış gibi şoka girdim. Heyecan hat safadaydı. Gözlerim karardı. Kalbimi duymuyor ve hissetmiyordum.

Hemşirenin bana yaklaşıp ".. oğlunuz oldu .." dedikten sonra bile, hala oracıktan kımıldıyamadım. Saf saf ona bakmaya devam ettim. Bana "..oğlunuz oldu.." diye tekrarlamasıda bir netice vermedi. Ameliyattan diğer hemşire çıktı ve bana elindeki çocugu getirdi. Yarı çıplaktı. Elime tutuşturdu.  BU NE ? BEN KIMIM? BURASI NERESI? gibi saçma duygularla kalakaldım elimdeki
o yavru ile.

Olayı kavramam biraz zaman aldı. Bir erkek böyle ağlarmı? Hungur hungur Polat Alemdar edamı bıraktım , oldum yumurcak. Hemde ne yumurcak. İçimi çeke çeke hungur hüngür ağladım. Bu elime verdikleri benimdi. Bana aitti. Şirketlerim batsa bile,
deprem olsa bile, parasız kalsam bile, eve hergun haciz gelse bile, cebimde son kuruşumu kaybetsem bile, elimden alamayacakları GERÇEK BANA AIT olan bir değerdi bu. O benim oğlumdu.  Elimden tekrar almaları gerektiğini soylemeleri bir şeye yaramadı. Onu
bırakmadım. Bırakamadım. Annesinin içeride oldugunu onada bır merhaba demem gerektiğini soyleseler bile, gözum oğlumdan başka hiç bir şeyi görmuyordu. Adına Mikail Teoman koydum. Bereket meleğim benim dedim. Artık sen benim dunyamsın.
Benim geleceğim, hatta benim geçmışimsin dedim. Benim herşeyimdi o.

Beni görmese bile o minnacık ellerini "..baba beni sev " dercesine bana doğru uzatması bir başka güzeldi.

Evet o sabah oğlum sen doğmuştun. Hayata merhaba dediğin gün bu duyguları yaşadım.

Seni herkesten ve herşeyden çok sevdim. Yerini hiç kimse ve hiç bir şey dolduramaz artık.

İlk yuzme hocan bendim, ilk Go-Kart hocan bendim, ilk ata birlikte bindik,koştuk, eğlendik, sevdik sevildik. Emeklemen başka güzeldi, ilk yuruyerek bana koşup baba demende bir başka....

O bana sarıldığın anlar dunyada yaşadıklarımı unuttuğum anlardı. Sıkıldığımda seni kucağıma aldığımda hic bir şeyım kalmaz, bana en buyuk desteği sen verirdin. O kokun bir başka guzeldi.. Seni her gördüğümde allaha dahada yaklaştım. Hastalığında elim ayağım tutuşur.. Michael Schumacher'ı aratmayacak hızda araba kullanır hastaneye yetiştirirdim.

Evde yaşadıklarım beni sıkıntıya soktugunda senin gözlerine bakar "..olsun be değer. bunun için değer.." derdim.

İlk okula başlayacağın günlerin yaklaştığı gunlerden bir gün yurt dışında işlerimden dolayı katılamayacak olmam beni deli etmekteydi. Çünkü ben okula ylanız gittim ve yazıldım. Bu duygunun ne olduğunu bilirim.Anem ve babamın okulda olmayışı, çocuklarını almış gelmış diğer anne ve babaları gormenin ne kadar acı olduğunu bilen biriydim. 2008 okul sezonunun başlangıcına bir kaç gun kalmıştı. Yurt dışından bilet bulamadım.

Yurt dışında bir toplantıya katılmıştım. Malum, takım elbise , parlayan ayakkabılar, mükemmel bir saç stili ve bol etkileyici sözler....

Yurda geri dönmek istediğimde biletimin iptal edildiğini üzülerek öğrendim. Çılgına döndüm. Başka şirketleri arayarak bilet arayışına girdim..
Yüksek sezonun son haftaları olduğundan dolayı Almanya'dan Türkiye'ye bir türlü uçak bileti bulamadım. Her türlü , her şekilde Türkiye'ye geri
dönmek zorundaydım. 7 yaşındaki oğlumun okula başladığı güne katılmak zorundaydım. Kendimi ömür boyu afedemezdim. Ama ne yazıkki UMBUGTU üzerinden
bile Türkiyeye bilet bulamadım. Her şeyi denemek için havalimanına bizzat gidip konuşmak istedim. Hüsranla sonuçlandı ve ben bilet bulamadım.

Havalimanı çıkışı yol kenarında MOTROBIKES yazısını okudum. İçeriye daldım. Ve hoşuma giden ilk motorsikleti satın adlım. DRAGSTAR YAMAHA.
Giysilerimide tamamladıktan sonra işlemleri yapmaları için görevlilere yetki verdim.

Bana sordular "son ne zaman kullandın? , aldıkları cevap karşısında şaşkına dönmüşlerdi. Çünkü 20 yıl öncesinde son kez Motorsiklete binmiştim.
Oranın Turing Klubü olan ADAC merkezine başvurup 10 gün eğitim görmem gerektiğini ve sindire sindire bu işe başlamam gerektiğini söylediler.
Mantıklı. Ama mantıklı olmayan , oğlumun ilk gününe yetişmemdi ve bunu ne pahasına olursa olsun gerçekleştirmem gerekiyordu.

Neyse, aldım , takım elbiselerinden kurtuldum ve yeni motorumla yola çıktım. 300km sonra popomdaki ağrıdan dolayı kenara çekip dinlenmek zorunda kaldım.

500km sonra kaskın içinde kendi kendime şarkılar söylemeye başladım. Avusturya dağlarından geçerken yüzlerce BIKERler ile tanıştım. Yeni olduğumu
çaktırmamaya gayret gösterdim tabiiki. Toz kondururmuyum hiç. Tabi zaman zaman benzin doldururken kapağı açamadığım ne yazikki olmuştur.
Garip hareketler yaparak benzin istasyonlarından ayrılıyordum.

İtalya'ya geçtiğimde yollar memleketimin yollarına benzemeye başlamıştı.

Gece ANCONA'ya ulaştım. (2 gün sonra).

Saat gece 1'de Ancona'da tanıdığım kimse olmayışından Limanda Motorumun yanından ayrılmadan epeyce Geyik yaptım ve Fas'lı, Tunus'lu gençlerle muhabbet ettim.
Sabah saat 8'de Limandan gemi biletimi aldım. Gemiyi beklemek için ilk sıraya girdim. Bir yanlışlık vardı ama neydi o? Benim haricimde kimse yoktu sıraya giren.
Bilete baktığımda anlaşılmıştı. Gemi öğle vakti saat 1'de kalkacaktı. Sabah 9'dan 1'e kadar ilk sıradaki yerimden ayrılmadım. Saatlerce güneşin altında bekledim.
Sonlara doğru aralardan geçerek bir sürü Motorlu arkadaşlar yanıma geldiler ve beklemeye başladılar. (geri zekalı adam, ne diye beklersin güneşin altında? sanki
motorumu çalacaklar)

Gemi yaklaşırken içim kıpır kıpır oldu.

İlk ben bindim. TORKISH BIKER.

Motorsikletimi gemide bir köşeye bağladılar.

(italyanlar hırsız olur  diyen birine inanarak haydaaaaa bütün malzemeyı söktüm ve sırtımda 5 kat yukarı çıkarak taşıdım. Ne zordu ama...
sonra anladımkı bunada gerek yokmuş).

Güvertede kendime bir yer ayarladım. Devasa bacanın altında çantalarımı koydum, uyku tulumumu çıkardım ve açık havada uyumaya başladım.

Gözlerimi açtığımda yanımda , arkamda, önümde bikinili 100, bilemediniz 200 genç kız. Yaş ortalamaları 18.
Aklıma gelen ilk şey. "allahım sanırım bu gemi battı, sevaplarımdan ötürü beni cennetine aldın, bunlarda bana hediyen.... ama niye bunlar
İSVEÇce konuşuyor işte buna bir anlam verememiştim"

Gemiyle yunanistana geçen öğrenci grubuymuş.


Yahu, hem Türk olmam, hem İstanbullu olmam, hem'de yaramaz olmamdan kaynaklanan sebeplerden dolayı benim hemen bu Hurilerle engilizcanyamı
kullanıp "hello, I am from Turkey, I thınk you are from vs vs " diyerek dıyaloğa geçmem gerekirken, tam tersine hiç ilginmeyerek Izmirde
beni bekleyen, aklımdan çıkmayan oğlumu düşünmeye başladım.

Ertesi gün sabah saat 11'de Patras (Yunanistan)  limanına yanaşırken (ki 1 saatte yanaşabiliyormuş gemi) yine bendim ilk alt katlara elimdekı
1000 ton malzemeyle inen ve bekleyen. Nihayet gemi yanaştı ve ilk çıkanlardan ben olacaktım. Evdeki hesap çarşıya uymadı. İlk binen son inermiş.
Allaaaaaaaaaaaaaaaahhh......

Saat 12 gibi gemiden indim. Yunanıstan  topraklarına giriş yaptım.


Atina 270km

Pireeus denilen bir bölgeye gidip CHİOS adasına gitmem gerektiğini söylediler. Inadım inat anasını satayım dedim. Atınaya geldiğimde saat 3 gibiydi.
Geminin CHİOS adasına (SAKIZ) kalkış saati akşam saat 7.       


Haydaa yine beklemeler...
7 vapuruna bindim ve gece (yani ertesi sabahı) saat 3.30'da sakız adasına geldim. Sabahın köründe haliyle adadan Türkiye'ye kalkan ne gemi ne de başka bir şey vardı.
Sabah saat 9'da Çeşmeye giden ilk tekneden bilet aldım. Tekne diyorum çünkü en fazla 3 araba sığabilir.
Teknede ben ve 40 Japon.


Çeşmeye tam 15 dakika kala dalgalanan Türk bayraklarını gördüm. Aklımda oğlum sen vardın.
Limana yaklaşırken kalp atışlarımı artık kontrol edemez oldum.


Pasaport işlemlerimden sonra hiç beklemeden 30km uzaklıktaki evime ulaştım. Bahçe kapısına gelen babam beni tanımadığı için "buyurun, kimi aradınız" gibi
bir geyikle beni karşıladı.


Evime girer girmez üstümü çıkarmadan oğlum seni kucakladım. .....


Pazartesi günü ilk gündü. Seni okula götürdüm. Ve senin istiklal marşını söylerken duruşunu gözlerimden akan yaşlarla izledim.
Sonra bir gün seni benden kopardılar. Aldılar götürdüler. Nasıl yani? Hani artık hiç bir guç seni bendne alamazdı? Hani sen bana aittin?
Hani birbirimize destek olacaktık? Ama öyle değilmiş oglum. Yıllarca seni tekrar görebilmenin heyecanı, görememeninde hüzünüyle yaşıyorum artık.
Odana girer bakar oldum. Yatağın boş. Gider saatlerce orda oturur, "baba bana hikaye anlat" demeni bekliyorum hala.
Sabahları koşarak "günaydın baba" demeni, ağlamanı, yaramazlıklarını,hatta bardak çanak vazoları kırmanı bekliyorum hala.

Aldılar seni benden oğlum. Yıllardır seni bekler oldum. Yıllardır seni bana göstermiyorlar . Bu inat, bu kötülük ve bu kahpeliği
yapanlara ceza vermem an meselesi olmasına rağmen rahat ve huzur bozulmasın diye senin yolunu bekler oldum oğlum.

Biliyorum bir gün sen kendiliğinden bana geri döneceksin. Biliyorum tekrar kavuşacağız.

Bügün senin doğum günün.

Doğum günün kutlu olsun oğlum.....

Baban


Yavuz Tanju Karabunar

25.07.2013

 




0.00 0.00
2.80 81.00
TURKİYE TOPRAKLARINDA AJANLARIN SAVAŞI
Android (Cep telefonu) bağımlılığı
ALMANIN ZULMU BİTMEZ
SIYASETÇI CEHALETMİ? YOKSA CEHALET SİYASETMİ?
11.Mayıs 2014 ANNELER gününe az kaldı
1000 yılda haritaların değişimi
SAHTE HABERLERLE YIKILAN UKRAYNA
UKRAYNA GEYİĞİ
E-mail Newsletter
Press Contact

Avrupa'ya "PKK" baskısı yapılsınmı?





Türk enerji © Tüm Hakları saklıdır - Yönetici Giriş